Osman Koç, İskele47 adlı makerspace’in ya da dilimize çevirmek istersek, maker alanının atölyenin kurucularından. Eğitim yıllarında maker olma hissi ve fikri içinde oluşmuş ve bu fikrin peşinden sonuna kadar gitmiş. Osman ile bu yolculuğu ve İskele47’yi konuştuk.

Osman, tam olarak nasıl başladı “maker” olma fikri?

Lisans eğitimim sırasında bir çok farklı simülasyon programı kullandım. Açıkçası sınıfın ortalarında bir yerlerdeydim. Son senelere doğru simülasyon programları yerini gerçek deneylere bırakınca projelerden aldığım haz ve heves müthiş bir derecede arttı. Bir yandan aldığım sanat tarihi dersleri, ve o sıralarda popülerleşmeye başlayan Arduino ve Processing’in de etkisiyle ders dışı birçok proje yapar oldum. Özellikle sanatçı arkadaşlarıma yardım ederken hem yeni ve farklı şeyler yapıyor olmak, hem de yaptığımız şeyler üstüne kavramsal tartışmalar, esas tutkumun “bir şeyler yapmak” olduğunu fark ettirdi. Yüksek lisansım biter bitmez kendi atölyemi açtım. Çalıştığım endüstriyel projelerin tekdüzeliği çok sıkıcı geldiği için, olabildiğince farklı insanlarla çalışmaya çalıştım. İşletme, yönetim veya muhasebe gibi bilgilere de sahip olmadığım için en başında düzgün bir iş modelim yoktu. Hala da bir iş modelim olduğu söylenemez, sadece en başta içgüdüsel olarak ilerlediğim metotlardan bahsedebilirim.
Teknomani: Teknolojiye Düş atölye serisi kapsamında Mersin’de atölye çalışması

Enteresan. Biraz detaylandırabilir misin bu modeli?

Temel olarak yaptığım şey karşımdaki müşteri bile olsa, onu üretim sürecinin bir parçası haline getirmek. Bu sayede kurulan diyalog zamanla güçlendikçe karşılıklı olarak birbirimizin sektörünü daha iyi anladığımız için daha doğru iletişim kurulup, her geçen proje daha girift hale geliyor. Farklı sektörlerden kişiyle çalışmış olmamın avantajını da her geçen gün daha fazla görüyorum. Dans, tiyatro, animasyon, plastik sanatlar, mimarlık gibi farklı mesleklerin farklı pratikleri etkileşim ve deneyim tasarımını farklı açılardan ele alıyor. Öte yandan ürettiğim şey hep elektronik devre ve yazılım olduğu için, her proje yapabildiğim şeyler yelpazemi daha da genişletiyor. Hata yapma, deneme yanılma gibi lüksler ne kadar alışılmış proje işleyişlerine uymasa da, çıkan sonuçlar karşılıklı tatmin sağladıkça, süreç içinde plan dışı gelişen olayları da kucaklamaya başlıyorsunuz.


Buna “maker felsefesi” ya da “maker ruhu” dersek, senin için değer katan yönleri nelerdir?

Moskova Scriabin müze açılışı provaları

Farklı insanlarla birbirinize yeni şeyler öğreterek ortak bir üretim süreci yaşamak, öte yandan da ticari veya sanatsal üretim süreçlerini daha insancıllaştırmak. Günümüz iş hayatında konuştuğumuz insanların çoğuyla tüzel kişilik olarak konuşuyoruz, ama aslında hepimiz insanız. Dolayısıyla size en uygun elbiseyi ancak bir terzi dikebilir. Ve bu terzi günün sonunda insan olduğu için, hastalanabilir, kötü bir gün geçiriyor olabilir. Birbirimizi tüzel değil özel kişi olarak görüp öyle davranmaya başladığımızda, iş hayatı genel olarak daha sempatik hale geliyor.


Son olarak şu anki makerspace’inizden bahsedebilir misin?
Yılbaşından beri Kadıköy Yeldeğirmeni’nde yeni bir atölye açtık. Adında anlaşamayınca adresi mekanın adı yapmaya karar verdik ve “İskele47” oldu. Bager Akbay, Zeynep Nal, Selin Özçelik ve Nagehan Kuralı ile yıllardır dirsek temasındaydık zaten. Nihayet atölyelerimizi birleştirmeye karar verdik. Koşuşturmacadan istediğimiz kadar bir araya gelemiyorduk, şimdi bu sayede üretimimiz de ciddi oranda arttı. Mekanın karakterini zamanla evrimleşebilmesi için olabildiğince serbest bıraktık. Günün sonunda minik bir makerspace’e dönüştü diyebilirim. Yakın gelecekte biraz daha kalabalıklaşacağız sanırım. Mekan açıldığından beri kullanımda büyük değişiklik yaşamadığı hafta olmadı muhtemelen. Hala daha her gün değişiyor. Daha resmi açılışımızı yapmadık. Yapacağımız zaman buradan da duyurusunu yaparız.

Duyurmaktan, destek olmaktan keyif duyarız. Tüm makerları İskele47’ye mutlaka uğramalarını tavsiye ediyor, bol şans diliyoruz.

CEVAP VER

Yorum
Lütfen adınızı giriniz